Month: May 2013

Halloo ich bin Lena, a pardon Mertcan, Ich bin ein und zwanzig und ich komme aus der Turkei esprilerinin gercek olma zamani artik geldi :) Birinci sinifta tanismistik seninle, fenerbahce esofmanli, kirli sakalli, tum etutorlari makina gibi cozen zeki bi cocuktun :) Scheme dersi yuzunden/sayesinde grubumuz kurulmaya baslanmisti, ardindan bilisim kulubunun web tasarimcisi ve saymani, marmaris tatili, yazilikaya gunleri, interrail, amerika derken universite hayatimin en guzel gunlerini hep birlikte yasadik. Interrailda benim sorularimi calip insanlara sorman disinda mukemmel bi partnerdin (ozellikle indirim isteme konusunda baya iyiydik),  interrailda en fazla gezen, eglenen ama en az para harcayan olarak tarihe gectik :D Bide ucagi kacirmayip o kiyafetlerle norvecte rezil olmasaydk iyiydi :D

Sizin cati katinizda yaptigimiz mukemmel projeleri, mangallari, sizi zar zor ikna edip partilere surukleyisimi, bana her konuda mantikli fikirler verip destek olusunu hic bi zaman unutamacagim :) Aramizdaki en duzgun bilgisayar muhendisi olarak ileride en iyi yerlere geleceginden eminim, ileride bi girisimim oldugunda, “benim bi fikrim var abi, CTO’m olur musun?” diyecegim ilk insan sensin dostum :)

 

 

 

Üniversite yılları çok çabuk geçiyor gibi klişe bir sözle başlamak isterdim ama bu yılların insana neler kattığını, insanda neler değiştirdiğini çok iyi biliyorum. Bu kısa dönem aslında arkadaşlık anlamında çok uzun bir süre. Üniversitede geçen bu yıllara baktığında kimler geldi kimler geçti diyorsun. Ne mutluki bizim arkadaşlığımız hala devam ediyor. İlk tanıştığımız yıllardaki azmin, farklı bir şeyler yapma isteğin umarım asla yok olmaz. Umarım mezuniyet sonrası hayat dilediğince olur. Ve umarım arkadaşlığımız da bir ömür boyu sürer.

 

Sana yazmaya nasıl, nereden başlasam bilemedim. Üniversite hayatımdan Orhan Can’ı çıkarsam geriye kayda değer fazla birşey kalmıyor o yüzden fazla kişisel olacak bu yazı. Hangi birini anlatayım… Bir çok Can’la tanıştım sayende… Boş bir maille başladı arkadaşlığımız. Bu boş mail aslında Bilişim Kulübü’nün de başlangıcıydı. Bilişim Kulübü de benim hayatım için başka bir boyutun başlangıcı… Hiç uğraşmayacağım işlerle bulaştırdın beni. Gece 11’de, 12’de oturup toplantı yaptık. Şikayetçi değilim; istekli, kararlı, hevesli  BilişimCan vardı o zamanlar. Hem beni motive ediyordu hem de hedefe emin adımlarla ilerliyordu, beni de yanında götürerek. Üşenmedik, koşuşturduk, boyumuzdan büyük işlere kalkıştık. Hepsinin altınan başarı ile kalkabildiysek senin sayende. Sonrasında gece hayatıyla tanıştırdın beni (mekan isimlerini vermiyorum reklama girmesin). Gerçekten gençliğimi yaşadığım vakitlerdi. Çok erken! dönüyorduk okula… Bir de E302 vardı tabi ki. Kendi odamdan fazla oradaydım. Oranın yokluğunu hala hissediyorum. Sadece odanı değil ki evini de açtın bana. Marmarisli oldum ben de saydende (her yaz oradayım artık), senden fazla bile kaldım orada. Sonra büyüdük biraz… Sen bırakıp gittin exchangelere. Burada olmadığın 1 yıl boyunca yine ayrı değildik aslında. Ben kimseyle haftada (en az) 5 saat Skype’da konuşmadım… Geçirdiğimiz 4 yılı buraya aktarmam imkansız. Üniversite hayatıma kattıkların için teşekkür ediyorum. Bir hatıra yazısı değil bu sadece çok kısa bir özeti 4 yılın. Aklımıza gelir de birgün okursak bu yazıyı beraber, hatıralarımızdaki detayları konuşuruz uzun uzun. İş hayatında zaten başarılı oalcaksın buna inanıyorum da geri kalan okul sonrası yaşamının arzu ettiğin gibi olması dileklerimle.

Bilgisayarcı grubuna dahil olmamı sağlayan kişi ve can kardeşlerin bir üyesi. İlk sene sizden aldığım Scheme dersi yardımları olmasa ve beni nasıl olsa kabul etmez diye Marmaris’e çağırmamış olsan ve ben yüzsüzce evet deyip üstüne yetinmeyip her sene Marmaris’e gelmemiş olsam belki üniversite yaşamım bu kadar eğlenceli ve özel geçemeyecekti. Marmaris’teki eski Tansaş önü buluşmaları, free taxi, mountain apaches, go turnuvaları, uzun ince Ersin, bağıra bağıra şarkı söylemelerimizin ve muhtemelen en eğlenceli Spring Break ve Yaz Tatillerini geçirmemizin hepsi sen ve Ceyda teyze sayesinde gerçekleşti (buradan tekrar teşekkür ediyorum:). Bunun haricinde grup dışı arkadaşlığımız da hep pekişti ve ani karar verme yeteneğimiz ve yeşil pasaportumuz sayesinde (ileride bu satırları okurken çok özlemiş olacağımız) ile Interrail’da da unutulmayacak anlar yaşadık. Çok konuşmayı sevdiğini muhtemelen yıllığına yazan herkes değinmiştir ama ben de söylemeden edemedim. Ancak bunun yanı sıra yaptığı işleri sadece iş olsun, istenilenlere uysun da yüksek not alalım diye yapmayan, hep okuyup, araştırıp yeni teknolojiler öğrenip hep var olandan farklı bir şeyler yaratmaya çalışan yenilikçi birisin. Yenilikçiliğin yanında tanıdığım en girişken yapılı insansın. Hiç boş durmayıp hep kendini geliştiren, her boşluğuna faydalı bir şey entegre etmeye çalışan birisin. Ayrıca mükemmel bir herkesi tanıma ve isim tutma database’in var ki bu sanırım en çok özendiğim özelliğin. İleride işin business tarafına da yönelsen development kısmına da yönelsen başarılı olacağını düşündüğüm birisin. Umarım yukarıda biraz örnek verdiğim bu 4 seneye sıkıştırdığımız tonla aktivitenin üzerine ekleme fırsatımız olur ve böylece sessiz hiçbir anım geçmez.

Üniversite yıllarından hatırlayacağım birkaç arkadaşımdan biri olduğun için mutluyum. Gerçekten de her ne kadar itiraf etmek zor olsa da grubun birlikte bir şeyler yapmasında en fazla senin rolün oldu. Aslında eğlenceli ve enerjik kişiliğine çok da ters olan bir durum değil. Sen olmasan gerçekten daha güzel bir üniversite hayatı olmazdı. Geriye dönüp baktığımda o kadar çok şey yapmışız ki birlikte, bunlar hayatımın geri kalanında hep çok güzel anılar olarak kalacaklar.  Projeler, dersler, film seansları, mangal günleri derken seni çok iyi tanıdım. Tartışmalar her arkadaş arasında olur ama her zaman iyi şeyler akılda kalır. Bu da gerçek dostluğu gösteriyor sanırım. Marmaris deyince aklıma direk sen geliyorsun artık =) Mükemmel müziklerini,  youshouldwatch.it videolarını hatırladıkça keyfim hep yerine geliyor :D Aramızda ki muhabbet hep samimiydi. İstediğimiz şekilde gülüp eğlendik. Yazıyı yazarken aklıma Marmaris’te yaptıklarımız, yurt günleri, Garipçe kahvaltıları bir sürü şey aklıma geliyor. Hepsini bu yazıya sığdırmak imkansız. Zaten bütün bu yaşadıklarımız yazıya dökülemez, yaşamak lazım. Exchange veya yurtdışı gezilerde birlikte vakit geçiremedik, belki bundan sonra onları da yaparız. Şu çalışma hayatına başlayınca birlikte ev tutma işini düşün derim =) Öyle bir şey olmasa da her zaman yanımda yerin hazır. Ben gerçek dostlarımla her zaman görüşmüşümdür. Seninle de hep görüşeceğimi biliyorum. Yine de adettendir kendine iyi bak ve istediğin gibi güzel bir hayat dilerim.

Orhan Can,

Münazara partnerliği ile başlayan 5 senelik arkadaşlığımızda çok güzel anılarımız oldu. Düşünüyorum da 4 bit multiplier da yaptık krep de yaptık birlikte. Hatta focaccia bile yaptık ekmek kursunda =) Arabanın ilk İstanbul benzinini birlikte aldık =) Olmadık zamanlarda gönderdiğin saçma youtube videoları, bilmediğin şarkıları biliyor gibi ağzını oynatman, biraz kızıl biraz maviyi nağmeli nağmeli söylemenle ve zilly de doz sen ben geliştirdiğimiz dans figürleri ile bizi güldürdün. Serdar Ortaçla az kopmadık birlikte. Her an bir aktivite yapmaya hazır olman en sevdiğim özelliğin =) Herkese senin gibi bir arkadaş lazım Oc, iyi ki varsın.

Ps: El frenini çekmeyi ve arabanın kapısını kilitlemeyi unutma lütfen =)

Sevgiler,

Sevgili Oc

Scheme projelerini yapicaz diye lab’lerde surundugumuz gunlerden beri arkadasiz. Caliskanligin,zekan,hirsin ve basarili bir muhendis olusundan herkes bahsetmistir muhtemelen,o yuzden ben o konulari geciyorum. Festivalden festivale kosmalarimiz, bizi zorla Nil konserine goturmelerin ve tum sarkilarini ezberletmen (gerci pisman degilim baya eglenmistik:),gece raki balik yapmak icin mekan kapatman, odada icki icmelerimiz (bana 1 tekila bardagi vermemistin hala bozugum), haftasonlari Zilly’ ye gitme aliskanligimiz ve sarkilara uygun komik danslarimiz, Serdar konserlerinde eglenmemiz ( sana bilet aldigimizi sanip almayi unutmustuk,sende korsan bilet almistin:) ‘durumumuz cok kotu doz’ ve ‘hadi garipce mezarligi?!’ deyislerin, Istinye’de sinemaya gitmelerimiz, senin surekli midye yiyelim demelerin ve  islak hamburger sevdan, evden gonderilen corekleri bana bir tane bile vermeden bitirmen,sos’taki siniflarda film izlemelerimiz, senin Orhan ve Can olmak uzere farkli 2 karakter seklinde davranman (turk100 de okudugumuz kitaplardan sonra boyle oldun suna vardi orda da su ve na olmak uzere,sanirim ondan etkilendin:), aklina esince ben Amerika’ya gidip gelmicem deyip durman, her ne kadar maca gidememis olsakta BJK sevdamiz, trivial ve tabu gibi oyunlari cok ciddi oynaman ve hep kazanman ve daha bir cok sey senden aklimda kalanlar.. Bu zamana kadar cok eglendik, birbirimize tavsiyelerde bulunduk,elestiri yaptik (ozellikle kiyafet konularinda:), kisacasi guzel vakit gecirdik ve inaniyorumki bundan sonra da boyle devam edecegiz. Hayatta herseyin istedigin gibi olmasini diliyorum.

Kendine koyduğu hedefleri hiç fire vermeden gerçekleştirebilen ender insanlardan biridir Orhan Can. Çoğu insanın aksine eğitim, sosyallik, uyku üçgeninin dengesini kurabilmiş, sınırlarını hep daha iyiye ulaşmak adına zorlamış, bu sırada da etrafında olanlara da kayıtsız kalmamayı başarmış biri o. Yeri geldiğinde Kötü Polis olup KET’i kurtaran, yeri geldi mi yepyeni bir kulüple okula yeni bir değer kazandıran, üniversite hayatını tam anlamıyla yaşamayı başaran biri. Bütün bu özellikleriyle ben başta insanları kendine hayran bırakmıştır ki iyi ki hayatımızdadır:) Gelecekte de böyle devam etmesi dileklerimle:)

Soyle bir dusunuyorum da ABP’de kitap yazarken, Viesques’te yildizlarin altinda at veya atv tarafindan ezilme korkusuyla yatarken, Mimaras’ta uzerinde piyano calinan turistlere aciyarak bakarken, -cagiz ve leslerle beraberken, Castro sokaklarinda Jon Jonny Jonathan’la titreyerek dolasirken, Fajardo’ya gidişte yolda Erasmus sonuclari aciklanirken, Barinak’ta tef calarken, Jeff’le sisler icinde yururken ya da Serat’la Highland Park’a kahvaltiya giderken ya da cirkin Stein ailesinin en genis omuzlu uyesiyle beraber Union Square civarlarinda aptal bir Kuba filmi izlerken ya da Jenn’le beraber Scott Hall’da Blitzburger yerken ya da Stuff Yer Face’te Horny Hawaiian icerken ya da Berlin koprualti barlarinda Jagerbomb atarken ya da igrenc otesi Senor Frog’ta Woldu (yoksa Seqen mi demeliyim?)‘nun fotograflarini cekerken ya da Moon “No, to the party!” derken yanimda degismeden sabit olarak kalan tek sey vardi: Orhan, Can ve Ceylan. Gerci ne kadar tutarli bir butun oldugun sorgulanir cift karakterliliginden dolayi ama olsun sen tezatlarin adamisin. Bitmek tukenmek bilmeyen enerjin sayesinde ben de Knight Club’a gidecek gucu buldum kendimde. Panik ataklarin ve hastalik hastasi olman beni her ne kadar delirtse de New Brunswick’te kanser oldugun gun cidden uzulmustum ve eger olecek olursan mezarligina gelip su dokecek kadar sevdigimi anlamistim seni. Hatta ‘Olmesen’ diye bir siir bile yazmistim fakat sana verecek gucu kendimde bulamadim. Sonradan anladim ki hayat cidden bitlerden olusur ve 00101100111. Dedim neden tutup su cocugu ensesinden opmuyorsun ya da Orhancan ya naber demiyorsun ya da en kotu kalkip Melina’nin yanina gitmiyorsun. olmaz dedi Inna Chka, burada benimle beraber oturup les sohbetimi cekeceksin. What the fuck is that mean, are you having a sex or are we going to cakbaks dedim. Wow demekle yetindi Big Kev, sanirim Franco’nun facebook profil fotosundan cok etkilenmisti. Kovaya actigimiz delikten bir firt cektikten sonra bedbugli (belki de badbugtir) yatagin uzerine uzandim ve soyle dedim sana: “Iyi ki varsin be kankut, iyi ki tanismisiz, iyi ki gelmisiz buralara kadar, muhabbet etmisiz, gulmusuz, eglenmisiz, etmisiz. Sensiz hic cekilmezdi buralar, oralar, insanlar.” Gozlerin kipkirmizi olmustu, kalkip Space is Only Noise’un sesini kistin ve aynen soyle dedin: Nasil yani, anlamadim?

Yazilikaya’ya ilk defa geldiginde, seni rakiyla tanistirmamla grubumuzda yerini aldin. Ardindan ben bu cocuk iyi birine benziyo bunda isik var diyerek, onem verip hazirladigim Les Equations D’un Danseur’la “yilin en iyi arkadasi” odulunu aldiktan sonra baslayan ve tum hiziyla devam eden olaylar silsilesinde, bestman adaylari listemde emin adimlarla tepeye dogru yukseldin. (Tepeye mi !?, dedigini duyar gibiyim.) Bu mantikli, genelde sakin, kulturlu, eglenceli matematikci cocuk, moron muhendisler grubunun degismeyen bir parcasi olmustu. Ve tarihler 10 Ocak 2012’yi gosterdiginde, bizi ileride gulumseyerek degil, kahkahalar atarak hatirlayacagimiz kocaa 1 yillik macera bekliyordu. Ismini bile telaffuz edemedigimiz bi sehre gitmistik ve indigimiz anda “they’re all Rutgers except this church” faciasiyla karsilasmistik :D Tabi ardindan lior, moon, ThomasSchmit, Sharon Seqen(aka mabuddy)  bigkev, jose dafuq, simon, Jenn, benim golden rail anilarim da cabasiydi. Istanbuldaki sakin,caliskan Hoz gitmis, yerine eglenmesini bilen, surekli rom icen Mark gelmisti. Tabi yinede evinde marshmallow yemek yerine seni partiye cikarmak icin cook dil dokmedim desem yalan olur. Abi ileride bu zamanlari ozliycez evde oturma hadi gidelim diye seni zorladigim “les basement partilerini” bile suan bu yazilari okurken ne kadar ozledigini tahmin edebiliyorum. Tabi bunlarin disinda birde 5-10 yil sonraki memleketimiz olacak olan Francis’teki enteresan anilarimiz(golden gate’in altinda sacma poz verme cabalarin disindaki her sey diyebilirim), portorico’daki mukemmel soforlugum + polis cevirmesi, crazy froglu gece kulubu, mitch, BUNNY, rafine&debora, superman yaniklarin, at basma tehlikesiyle yasadigimiz gerilim dolu sessiz vieques kampi ve yagmur ormanlarini serdarla inletmemiz, lezzetli fajitalarim, mozeralla+domates kahvaltilarimiz, parasizliktan evde oturup metronomy dinlememiz bunlardan sadece bazilari :D Bana gunluk soru limiti koyman, gereksiz rahatligindan dolayi ucaklara ucu ucuna yetismemiz, kanser olma panigindeyken beni takmaman disinda hayatta bir insanin sahip olabilecegi en degerli dostsun cidden. Benim icin yaptigin fedakarliklarin ve bana kattiklarinin haddi hesabi yok. (Benim NY’taki cay festivaline ya da sacma bagimsiz ispanyol filmlerine gitmem seninkilerin yaninda devede kulak kalir.) Amerikadan sonra kisa bi aranin ardindan 1 level daha atlamis daha eglenceli Hoz ile Turati’de basladigimiz Avrupa Reunion’ina “les pazartesileri”, duomo ibadetleri, lezzetli aperativolarla devam ettik. Ardindan Berlin’de 1 haftada 20 defa doner yiyip, aksama kadar uyumaktan gun isigi gormeyip, ucagi kacirma tehlikesine kadar gecelerde eglendik, Stockholm’de HICBIRSEY yapmadan usuyup geri gelip, pariste lugatimiza “cagiz” terimini sokarak, eyfelin birden fazla renkle boyandigini ve sanzelizenin yazilisini ogrenerek birbirimizin kulturune kultur kattik ve avrupa maceramiza son noktayi koyduk. Bunlar bi yana Hakan, sana ne kadar tesekkur etsem cidden az, sen bana cok sey ogrettin, yol gosterdin(bazen fazla guven verip, sonu patlasada :D), her konuda destek verdin, ve en en onemlisi “bu iyi bisey mi kotu bisey mi”, “sabah kacta kalkicaksin”, “neden ki”, “sence ne yapmaliyim” vb. milyonlarca soruya karsi cook sabirli kaldin :D. Bu zamana kadar neyi basardiysam ve ileride neyi basaricaksam hepsinde senin buyuk payin var diyebilirim. Beni kendimden daha iyi tanidigina eminim, o yuzden senin dusuncelerin benim icin her zaman cok degerli. Umarim Amerikalara gidince beni unutmazsinda Ege Çağan’i yazlari sana getiririm, ve de senin kiza aliriz;) Ayrica ileride benden baska senin sacma filmlerine para yatiricak adamda bulamazsin ona gore ;) Iyiki seninle tanismisiz dostum, benim icin bu hayatta kardes boslugunun yerini dolduruyosun. NOT: Ileride olurda corporate fikrini seversen, firmamda senin icin her zaman CSO koltugunu bos birakiyor olacagim.

1 2 3